10 Aralık 2017 Pazar

şair burada neden bahsediyor



en güzel sokağını biliyorum bu şehrin
çayın nerede demlendiğini
şairin nasıl sustuğunu
denizin ne zaman özlendiğini
biliyorum 

yine de kimse sormaz bana
sormak akıllarına gelir de
ben gelmem

yetişiyorum
durmadan yetişiyorum
kapandı kapanacak kitabevi
yetişiyorum

şu kitap yoktur ama
belki de vardır
o belki yok mu
yoktur kesin

o belki yok mu
gözlerime yetişir
 inatçı mı inatçı 

şair burada neden bahsediyor
umutlu mu sizce

 
keşke  şaire sorsaydık bu şehrin en güzel sokağını
bize eşlik ederdi
tarifi imkansız o sokağa doğru

şiir burada biterken
bir vapur müzesi hayali ile
sigaraya başlıyoruz
ankara'da
sene iki bin on yedi

sahiden 
vapurlar
neden
güzel

yasemin şenyurt
2017
ankara

6 Aralık 2017 Çarşamba

sarhoş




öyle zordu ki konuşmak
yağmurca susuyorduk
heceliyorduk karanlığı
gözyaşlarını yutmaktan geliyordum
ufak tefektim
kendime iyi bakıyordum
arada sırada şiirlere dalıyordum
balık şişesinde rakı bulutu oluyor
sarhoşum demiyordum asla

bir rüyanın içinde ceviz 
cevizin içi prenses 
prensesin kalbi hasta
böyle masal olmaz 

böyle hayat olur sanki
böyle şiir nergis 
kendinde kaybol
yeni bir dilek

saati kuruyor
fare
saati kırıyor sarhoş
yapıştırıyor saati marangoz
marangozun kalbi de sait faik

hiç üfleme boşuna
şikayet eder gibi
saat çalıyor
uyan ve koş
kendine kötü kötü bak istersen
istersen güneşe küs
kaktüs mü
o nereden çıktı

bu bir aşk şiiri değil
şekerin içinde eriyen buz
çaya karışan müjde
kaşığın sırtındaki dert
sarhoş değilim

şşşşşşt diyor vapurdaki resim öğretmeni
susun
bir martıya veriyor en sevdiği rengi
martı o renkle kafayı buluyor
sarhoş değiliz ki
ne martı
ne siz 
ne de biz

bulmaca gibi konuşma
tekerleme ağzını
şşşşt diyor şair
prenses iyi mi
cevizin içindeki
bilinmez
marangoz iyi mi
ağlıyoruz
neden olacak
rüya görmeye başladık
yeniden

her adımında dans ediyordu
tıpış tıpış
ona gidiyordu
ona akıyordu
ona bakıyordu
sahnede herkes onu yalnız izliyordu
durdu bir an
dansın en yoğun anıydı
durdu
herkes ona bakıyordu
durdu
öyle çok durdu ki
öyle duru 
öyle doğru
durdu ki 
şiir

dönüşüyordu 
hayretler içinde 
lacivert bir balık şişesinde
rakı bulutuna dalmış
şiir

25 Temmuz 2017 Salı

Üşümüyor Kırmızı



Sevmek Güzel  Meslek Sergisi'ne Dair: 


Bedri Rahmi Eyüboğlu sergisini gezerken güvercinler de bana eşlik etti. Hayatını okurken ömrünü dolu dolu yaşamış, yaşayıp gitmek yerine yaşamayı seçmiş bir sanatçıya merhaba dedim. Bir an başım döndü, nereden başlayacaktım, eserlerinde kaybolacağımı bile bile girmiştim buraya, acele etmeden, nefes ala ala kaybolmalıydım o halde.


 Önce gölgeye/ışığa dikkat ediyordum, sonra renklere sonra fırçayla nasıl dokunduğuna ama bir şiirli resimle karşılaştım ve her şey birbirine karıştı, kayboldum. Issız yanım sevecenliğime, sevecen yanım denize, kökler kanatlara karıştı. Orada durdum, tam da şiirli resmin karşısında, çünkü hayatını okurken şiirlerin resimlere karıştığını görebilecek miyim diyordum.

 Siz hiç bir resmi içinize çekerek bunu da gördüm ya artık ölsem de gam yemem dediniz mi? Siz hiç güvercinlerle bir sergi gezdiniz mi? Bir ressamın, şairin, yazarın imzasına bakıp ne kadar hayat dolu dediniz mi? Hayat dolu olmanın acılarını çizgilerde görmeyi denediniz mi?

 Resim şiire dönüşmüş, şiir sanki sözcükleri aşmış başka bir şey olmuş, siz bu sergiden önce ve bu sergiden sonra diye hayatınızı ikiye ayırmışsınız. Kaybolmaya razı olmakla iyi ettiğimi biliyordum da bu hayatta, ülkemde Bedri Rahmi'nin yaşadığını anlıyordum da anlamadığım şeylerden belki de en önemli olanının cevabını buldum: Tutku.  Anlamadığım şeyi kendime saklıyorum. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun el ve ayak izlerinde lilaya ve maviye rastladım ya üşümüyor artık içimdeki kırmızı. 

yasemin şenyurt
 25.07.2017
ankara

11 Temmuz 2017 Salı

öpüp başına koyacaksın imkansızlığı



gökyüzü büyülü
yeryüzüne inat
deniz zarif
ve kavgalı

uzağı seveceksin

özlemi bileceksin

deniz zarif
kavgalı
martılar beyaz
anlayışlı

mektup ışıltılı

zarfta el yazısı

koklayacaksın

gökyüzü içten
sabah masum
su berrak
öpüp başına koyacaksın

uyandın mı
dolap boşalmış
ne ekmek ne süt
sevineceksin
bir kavanozda reçel

zarfı açmayacaksın
koklayacaksın
bir süre

öpüp başına koyacaksın özlemi

ellerini ceplerine

sokaktan sesler gelecek
yeryüzünü büyüleyen işçilerin öğrencilerin sesleri
çıkacaksın sokağa
karışacaksın onlara

öpüp başına koyacaksın martıları
kitapları
 
karışacaksın 

öyle çok duyacak ve isteyeceksin ki
zarfı açmayacaksın
eve döndüğünde de

öpüp başına koyacaksın imkansızlığı

bir şiirin içinde yitirip
en kıymetli anlarını
pişman olmayacaksın

sokaktaki seslerle geleceksin eve
üstün başın özgürlük
gireceksin kapıdan
seni karşılayacak edip cansever
brancusi ve belki giacometti

ev onların
sen misafirsin
memnunsun 

öpüp başına koyacaksın 
bir odayı

her şey gökyüzünden

her şey o içimi kuran/yıkan/yenileyen geceden

her şey özgürlükten

yiğit mi yiğit olacaksın

zarif mi zarif


yasemin şenyurt

sonsuzluk lokumu




kendime hiç bilmediğim bir dilde merhaba dedim
yazımın ve denizimin en derininde acı
fotoğrafı hiç çekilmeyecek bir anda
iki kupa kahve ve sonsuzluk lokumu

çantamda düş defterim
güz şiirlerim
kulağım çınlıyor
kimse bahsetmese şu sıralar benden
ışıkla yazsam şu çınlamayı

salıncakta ben varım
yarımım
yarım yasemin
aksilikler yakamı bırakmasın
ne çıkar
saklanırım bir parkta

denizi gözlerimle gördüm
inanmazsan inanma
düşsem içine perişan
kurtarırdı beni dalgın bir şair
inandım

kaç kez örmeye çalıştım
saçlarımı
olmadı

kaç kez yıkamaya çalıştım
saçlarımı
olmadı

kaç kez taradım
saçlarımı 
olmadı

kuaföre gittim
ve al bunları dedim
sakın sorma

bir ihtimal daha var şarkısını söylüyordum 
o saçlarımı kazırken
gülümsedim aynaya
gerçekti işte bu 
aşk kadar özgürdüm

yasemin şenyurt

mavi şapka


kendime mavi bir şapka çizdim
yonttum acımı
nisandı
az az sevindim

faytona binmiştim
tümseklerde gülüyordum
kanguru şeklinde bir bulut vardı
bulut şeklinde bir kanguru belki
gülüyordum

şarap olsa içerdim
aşktan ölürdüm
aşktan yaşardım

bileğimdeki saat
gökyüzüne kanıyordu
akrebin akrepliği
yelkovanın yelkovanlığı
şüpheliydi

bileğimdeki saat
bir kitabı gösteriyordu
sözcüksüz

öyle güzel yağmıştı ki kış
kirpiklerimde kalan buz tatlı geliyordu
yaşasın kestane
yaşasın elma
ve türlü şeyler

öyle güzel gel demiştin ki
iflas ediyordu bütün kötü şeyler
kötü sayılanlar
hatta

kötü sanılanlar

yasemin şenyurt
ankara
2017

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Sait Faik'e Mektup-Öykü 2

Fotoğraf: Yasemin Şenyurt


“Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya…İnsanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya…Hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı…Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya…”
Ay Işığı

Dünyayı bu hale getiren kılçık sistemin yerinden edilebileceği hayali ile tohumlar ekiyorum.
Ezberimde şiirler var.
Ağacın köklerinden öpüyorum, büyü.
Dalgalanan gözlerim, haykır.
Alın terinde umudunu koruyan adam/kadın/çocuk, söyle. Söyle neden kolay değil.
Başım sıkışınca koşan arkadaşım, gözlerime güvenen sevdiğim, uyanışım, ağlayışım anlat kimim ben.
Bu gül, bu zeytin, şu bahçe, o kalem diyebildiğim berrak dilim, Türkçem, şiirim, daldığım denizim durma. Gürül gürül umut, ak, taş, dolaş bütün vücudumda.
İnsanca olsun istedik en hakiki kavga.
Karanlıkta bıçaklanmasın istedik kimse.
Çocuğun denizi başka, hayali başka, yaralanmasın hayallerinden.
Yaralı bir hayal yüzünden küsmesin dünyaya.
Dalgalanan gözlerim, haykır bunu. Kim olmuşsam ve ne olabileceksem borçluyum. El emeği göz nuru yaşamlara borçluyum. Şairlerin dalgınlığına, rüzgarın esmesine, kedilerin mırıltısına borçluyum. Güneş kırıntısı gördüm mü yaz gelir ruhuma. İnanılmaz bulurum taşları. Kalelere bakakalırım. Sincaplarla konuşurum. Benden adam olmasa da şiir olur.
Ağacın köklerinden öperken görenler yerimi yurdumu bilmediğimi sansınlar.

Yasemin Şenyurt
2017 Temmuz
Ankara