26 Temmuz 2013 Cuma

"Seni Düşünmek Güzel Şey! "





Bir insanı sevmek nasıl bir eylemdir?
Öncelikle düşünceli olacaksın. Sevdiğin insana ve onun sevdiklerine saygı duyacaksın.
Öncelikle ince davranacaksın. Kaba olmak ve yüzeyde kalmak istemiyorsan ince düşünecek ve ince davranacaksın.
Yok yere kalp kırmayacaksın. Kimsenin kalbini kırmayacaksın. Bir insanı sevmek başkaları için de iyi şeyler istemek ve iyi hissetmektir.
Kendi aklına estiği gibi ya da canın öyle istedi diye hareket etmeyeceksin. Tutarlı, sabırlı ve olgun olacaksın.
Kendi sınırların olacak. Bir insanı ne kadar çok seversen sev sınırlarını kaybetmeyeceksin.
Bir insanı sevmek nasıl bir eylemdir?
Kendin olacaksın. Yapmacık, samimiyetsiz olmayacaksın.
Gülsen de ağlasan da duruşun olacak.
Duruşunu değiştirmek isteyenlere cevabın açık olacak.
Ölüm korkusu ya da başka bir korku  sevgini alamayacak.
Korkacaksan en mühim korkun ona istemeden zarar vermek olacak.
Korkacaksan bir canlıya zarar vermekten korkacaksın.
Önce düşünecek ve sonra yeniden düşüneceksin.
Ne şarkılar dinlemek ne hediyeler götürmek ne de buluşmakta olmayacak aklın fikrin. Sevgin için önce kendi ayaklarının üzerinde durabileceksin.
Susacağın ve konuşacağın yeri bileceksin.
Bir insanı anladığını hissedersen çözdüm ve bitti diyemeyeceksin. Özellikle de sevgi duyduğun ve onun sevdikleri ve dolayısıyla sevgi duyanlardaki derinliği anlamak için okuyacak ve düşüneceksin.
Kendine iyi gelen her şeyi yapamayacak ve bu yapamıyor olmak durumundan sevinç duyacaksın.
Öyle bir eylemdir ki sevmek sen bile nasıl bu kadar sevdiğine zaman zaman şaşıracaksın.
Şaşkınlığından ağır basacak sevgin.
Sevginden ağır gelecek duyduğun saygı.
İnanç olacak bu sevgi ve sorgulamayacaksın.


24 Temmuz 2013 Çarşamba

İnsanca




İnsanca olan nedir diye düşünüyorum. Bir insan kan ağlarken görmezlikten gelmek değildir. İnsanca olanı bulmak, anlamak ve ona göre eyleme geçmek gerekir. İnsanın insana edebileceği kötülükleri yaşıyoruz. İnsan kitap okumaktan sıkılır ve farklı düşüncelere, düşlere saygıyla açılmazsa ve kim olduğuna karar verememişse işi zordur. İçindeki sevgiyi derinleştiremezse ve farklı açılardan bakamazsa sığ kalacaktır. İnsanca olan üzerinde düşünüyor ve doğru sorular sormaya gayret ediyorum. Her durumun kendine özgü olduğu bu dünyada genellemelere sığınmamak ve bahanelerle saklanmamak gerekiyor. Her durum karşısında yüreklice kim olduğumuzu söyleyebilmeli. İnsanca olana böyle yaklaşabiliriz belki. 

Yapayalnız da kalsak terkedilmiş de olsak ya da kalabalıkların içinde yalnız da kalsak kendimizi oluşturabilmişsek güçlüyüz, sevgiliyiz, cesuruz ve masumuz diye düşünüyorum.

İnsanca olan biraz da çocukça olandır değil mi? 

İnsanca olan biraz da delice olandır değil mi?

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Ben Bu Kitabı Okudum : Göçmüş Kediler Bahçesi





Yıllardır elime alırım ve ilk öyküyü okumakta zorlanırım ama bu yıl zorlandığım hissinin üzerinde durmayarak kendimi  diğer öykülerle buluşturdum.  İyi ki de bu buluşmayı bu yaz yaşadım. 

Kitabı bitireli üç ya da dört gün oldu ama etkisi yıllarca sürecek.  Bilge Karasu’nun  öykülerinin içine dahil oluşuma ve dahil olarak okurken yaşadığım acıya ve mutluluğa bakıyorum ve iyi ki daha fazla gecikmemişim diyorum.

 İnsanın duyguları karıştığında bu kitabı açabilmeli ve bir öykü seçebilmeli. İnsan sevgi konusunda şaşırdığında ve kederin nasıl da sevinçli bir duygu olduğunu anlamak istediğinde mutlaka bu kitaptan bir öykü okuyabilmeli.

Öyküyü yaşatan yazarın diğer kitaplarını okuma düşüncesi tutkuyla yaşamıma girmiş bulunmakta. Her öyküye nasıl başladığına dikkat kesildiğim yazarın zekasına, inceliğine ve derinliğine ve o derinliği aktarırken başvurduğu anlatıma hayran kaldım. Öyküleri yazmak ve okumak kolay ama yaşatmak…

Zorluklardan, sevgiden, sabırdan uzaklaşmamak gerekiyor. Göçmüş Kediler Bahçesi’ni okumakta neden zorlandığımı biliyorum. Sevgiye ulaşmak için zorluklara sabırla katlanmak ve kendimizi dönüştürmek gerekiyor.

 Bu yıl da bu kitabı bıraksaydım kitabı bana 2006 senesinde hediye eden dostuma, kendime ve gelecekteki her dostluğa  haksızlık etmiş olacaktım.

Bu kitabın  şu ana kadar okuduğum kitaplarla ilişkiye girmesi için onu kütüphaneme bırakacağım. İnsan olarak değişmiş ve dönüşmüş olduğumu hissedip kalemi ele aldığımda öyküyü yazmanın öyküyü yaşatmak için yeterli olmadığını bileceğim.


“Kirpiliğine bakmadan , şehirde yuvalandığı için yiğit; bir gece yuvasından çıkıp dünyayı öğrenmeğe kalktığı için de delice yürekli…” olmak dileğiyle.

Göz



Yağmur sonra yağacak

Önce yağmur yağacak

Yağacak yağmur

Duyuyorum bütün gözlerimle

Her şeyi görmek
İmkansız değil

Gördüklerimde tarçın kokusu var

Henüz içilmemiş sahlep

Henüz okunmamış şiir

Henüz çiçeğine bakıyoruz

Görmek bazen yaralıyor

Beni anlıyor olmalı diyorum

Henüz çiçeği turuncu

Siyah

Yeşil

Gözlerim bakmıyor

Yağmur damlaları,deniz ve gece

Kaybolduğum sis

Görülebilir her şey

Gülün ağzında

Anlaşılabilir her şey

Yine de

Henüz çiçeğine biz bakıyoruz

Bütün kusurlarıyla seviyoruz sevdiklerimizi

Öyle çok özlüyoruz ki bazen

Yutkunuyoruz

Yürüyoruz

Kokusunda duyuyoruz özlemi

Biz henüz anlaşamadık

Yine de henüz çiçeği büyüyor

Bütün duyduğum yabancı ve tuhaf seslerin kaynağı oluyor deniz

Gözlerim büsbütün yanıyor

Şüphenin rengi değişiyor

Gözlerimi saklıyorum senden


Çünkü ölüyorum

Şiir




Söyleme adımı
İçim titriyor

Gökyüzü maviydi deme mesela
Yağmurdan hiç bahsetme
Adımın yerine bir zamir bulunur

Dizlerimin bağı çözülmüş

Elbette bulunur ünsüz ve ünlü harfler

Kalbin sıkışması
Gökkuşağına bulaşması
Kafa atması bulutlara, otlara
Olur şey değil

Oluyor işte!

Ölüyor zaman denilen

Ölümsüzleşirken anlam

Adımla seslendiğin an

Anlamak zor
Olur şey değil

Alınganlığımdan eser kalmaması
Tek adım atmaya halimin olmaması

Gökkuşağına asılması
Hayata tutunması
Suyla tutuşması
Olur şey değil

İçim titriyor işte

Başka bir zaman bul
Başka bir şarkı için


İçim titriyor
Seslendiğinde

Adım ah!
Ah benim adım
Bütün sızım
Başka bir denizde
Kucaklaşırız ormanla

O zaman kuşlar rahat nefes alır
Rahat nefes
Rahat nefes
Ne fena çıkıyor olmalı sesim

Kalbim sıkışmasa
Konuşacaktım 

2013 Temmuz Ankara

11 Temmuz 2013 Perşembe

Yaşama Sevinci



Bütün hayretini toplayıp bir çiçeğe verdi
Bütün gayretiyle

Gözlerinden yaş geliyor
Ağlamak denilemezdi tam olarak

Bakışmak bazen düştür

Rengini açmayı unutmuş koyu hüzündü

Yazdı ve saatlerden mavi

Gecikmek istiyordu her yere
Şairler olmasa!

Orada duruyor ve yüzmek istiyordu saatin içinde

Boğulduğunu duyurmayacaktı

Yardım istemeyecekti

Bütün olmak istiyordu

Saymaya başladı her şeyi ve sonra sessizliği

İnceledi ellerini bütündü

Koyu bir hüzündü

Güneşten korkuyordu şimdi

Şimdi dediğimiz kıpırdayan sayfalar

Bisiklet sürmeyi öğrenecekti

ya da

Felsefe kitapları alacaktı

Gözleri bütündü

Ağlıyor sayılamazdı

Ağacı duydu ve saydı ona doğru

Saydı sonra sessizliği

Bir büyük rakı şişesine baktı
Sonra kendine
Koyu hüzündü ve bütün

Gözlerini unuttu
Saati
Yazı

Bütün hayretini toplayıp
Bir çiçeğe verdi

Yasemin Şenyurt

10.07.2013

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Farkındalık Uçurumundaki Taş-4

Lacivertti her yer. Yağmur bile lacivert yağmaktaydı. O taştan kimseye söz etmemeye karar vermişti. Zaten kimsenin taşlardan, taşların duygularından söz edecek zamanı ve isteği yoktu. Yüzünü yıkadıkça yıkıyor ama bir türlü uyanamıyordu. Bir türlü uyanmak istemiyor da olabilirdi. Dolabından lacivert bluzunu çıkarırken gözleri kamaştı. Her yer yeniden lacivert olmuştu.


Lacivert dünyadan bembeyaz bir bulut çalmak isteyen hırsızım ben dedi kendi kendine.  Sinemaya gitmek bile içinden gelmiyordu. Konserler, tiyatro ve sergiler onun için hayatının vazgeçilmeziydi bir zamanlar. Son yıllarda sinemaya gitmek dışında hayata uzaktan bakmayı tercih eder olmuştu. Gömleğin rengi ya da tonu ya da düğmeleri hoşuna gitmemiş olacak ki onu yerine kaldırdı.
Sinemaya gidecek miyim gerçekten diye sordu kendine. Cevap alamamasına rağmen kendinden inatla sormaya devam etti. Belki de taşa sormalıyım diye bir düşünce hızla yaklaştı o dakikaya. Belki de o taşın duygularına çok ama çok güvenmeliyim.
Lacivertti her yer. Sinemaya bilet almış ve yürüyordu. Taşın yere düştüğünden ve kendisini bıraktığından habersiz iyi ki taşım var diye düşünüyordu. Taş ona yapabileceği en büyük iyiliği son kez yapmış ve ayrılmıştı.
Sinemada izlediği film yıllar  geçse de unutamayacağı kadar derin izler bırakmıştı ve taşa teşekkür etmek istediğinde geceydi. Gökyüzünde lacivert havai fişeklerin izleri vardı.
Taş yoktu. Taşın yerine geçecek menekşeler olmalıydı.
Taş yoktu. Taşın yerine geçecek turuncu büyük balıklar olmalıydı.
Taşın yokluğunu hissettirmeyecek uğur böcekleri de vardır dedi ve ağlamaya başladı.
Çünkü taşın yeri doldurulamazdı. Çünkü o herhangi bir taş değildi.
Palet, tuval ve fırçalar ve boyalar aldı yıllar sonra. Paleti laciverde boyadı ve beyaz mı beyaz yassı mı yassı bir taşın resmini yaptı. Kahkahalar  atıyor ve gözyaşlarını yutuyordu.

Salonun ortasında durdu bu çerçevesiz resim. Misafirler hep lacivert gömleklerini giyip geldiler.