30 Haziran 2014 Pazartesi

arya için şiir




27.06.2014 tarihinde ikinci kez hala oldum. Yeğenim Arya için bir şiir yazdım. Mutlu olsun, mutluluk versin, sağlıklı, neşeli, yaratıcı ve akıllı olsun ablası Umay gibi ;) Hala olmak çok güzel bir duygu...Bana bu duyguyu yaşattıkları için Ahmet'e ve Mukaddes'e teşekkür ederim. 

Arya için yazdığım şiir:

ARYA'YA 

Sana ben güzel bir şarkı olsam
Sana güzel bir koku sunsam
Bütün melekler yanında
Yine de yanında dursam biraz daha 
Hani seni kucağıma alsam da
Kalsan biraz daha
Hani sen ağlasan da
Uyansam 
Elimi tutsan biraz daha 
İsmin ne güzel 
Kokun ne güzel 
Yüzün ne güzel
Seslensem de baksan biraz daha
Çok değil
Biraz biraz baksam sevgimden
Biraz daha baksam mutluluktan
Biraz daha baksam masumiyetten
Anlıyorum daha iyi 
Seviyorum daha iyi
Sen doğdun ve şimdi her şey daha iyi
yasemin şenyurt

22 Haziran 2014 Pazar

Bir an dalıp gitmiştim





İçine attığın sözcükler birikirse yazmaya başlarsın. Yusuf’a öyle dediğimi hatırlıyorum. Yusuf’un cevap vermediğini hatırlıyorum. Birbirimizden uzakta geçirdiğimiz yıllar bizi birbirimize yakınlaştırmıştı. Her zaman sorunun soru ve cevabın da cevap olmadığını öğrenmiştik. Bir cevap bazen çok güçlü ve insanı sarsan bir soru olabilirdi. Bir soru bazen soru olmaya yakın durabilirdi. Uzakta geçirdiğimiz yıllarda o da yazı yazmıştı. Bazen deneme bazen öykü yazmıştı ama şiirden hep uzak durmuştu. Yusuf’ a baktığımda yılların onda çoğalttıklarını anlayabiliyordum. O çoğalmak için uğraşmıştı. Az kalmamak, tamamlanmak, mükemmele erişme gayesiyle değil de tam olamayacağını bilmenin endişesini duyarak çoğalmak ve çoğaltmak istemişti. Gözyaşını, gülümsemesini, hayata tutunan ve başkalarını da hayata tutunduran cümlelerini çoğaltmıştı. Ona baktığımda içimde kopan kıyameti anlamaması mümkün değildi. Uğuldayan sözcükler, karışan duygular ve bir ağaçtan düşen yapraklar gibi aklıma gelen anılar. Anıları tutup saklama isteğimi ve geleceğin belirsizliğini seviyor olmamı anlıyordu. Gözlerimin neler söylediğini ondan başka bir kimsenin anlamasına imkan yoktu.
“İşte geldim” dedim.
“Gitmiş miydin?”
“ Bir an dalıp gitmiştim”

“O sayılmaz. Kapıyı açıp gitmediğin sürece gitmiş sayılmazsın.”

15 Haziran 2014 Pazar

Beklediğim gelecek mi?




Bir insan hayattan ne bekler? Mutluluk, özgürlük, aşk, sevgi, huzur bekleyebilir. Beklediği için bunların hiçbiri gelmez. Mutluluk için ayrıntıları, ufak şeyleri, incelikleri görmesi gerekir. Özgürlük için seçim yaptığı esnada kendini duyması, anlaması gerekir. Sevgi için dürüst ve anlayışlı olması gerekir. Huzur için başka şeyler gerekir. 

İnsan hayattan beklerken hayat da insandan iş, güç, özen, düzen bekler. Hayat mı yoksa içinde bulunduğumuz düzen mi bizden iş güç ve özen, düzen bekler sorusu önemli olarak aklımızda dursun. 

İnsan sürekli iletişim içinde olduğu insanlardan anlayış, hoşgörü, destek, sabır bekleyebilir zaman zaman. İnsan kendinden azimli, umutlu, tutkulu olmasını bekleyebilir. Beklenenin kendi kendine gelmesi bir mucize sayılabilir. Beklediğimiz şey hiç gelmeyecek eğer biz onun için gayret etmezsek. Beklediğimiz gelse bile onun beklediğimiz şey olduğunu anlamayacağız eğer çabalamamışsak. Yanımızdan geçip gidecek ve biz ona bir yabancı gibi bakacağız. 

İnsan bekleyecek ve beklerken çabalayacak ki bu çaba onu adam edebilsin. Çabalamadan gelen her ne ise insan bilecek ki o ellerinden kayıp gidecek. İşte bu nedenle hayıflanmadan, üşenmeden üzerine gidecek engellerin ve kendini bırakmayacak umutsuzlukta...Kendinden bile beklediği şeylerin kendisine gelmesi için zamana, çabaya ve tutkuya ihtiyacı olduğunu duyacak ve duyuracak başkalarına.

Bir yandan da açık olacak duygularına. Bir yandan da açık olacak yeni gelen bir olayı kendine izah etmek için başka bakış açılarına. Bir yandan da tarifi imkansız bir karmaşanın içinde bile "sonsuzluk gözlüğü"nü takmayı unutmayacak. Bir yandan da beklediği  ona doğru çok yaklaştığı anda çekip gitmeyecek ne kadar çok başı dönmüş olursa olsun mutluluktan...

Beklemek ve çabalamak beni adam edecek galiba.

Yasemin Şenyurt/2014 /Ankara

14 Haziran 2014 Cumartesi

İçten İtiraz




Hayata dair ne çok yargıda bulunulmuştu. Bazı yargılar ne kadar hayata ilişkin olsa da hayattan ne kadar da uzaktı. Hayatı yargılamak kolay olandı. Zor olan ona dair içten bir cümle kurabilmekti. Hayat bütün benliğimizi bizden istiyor. Eğer benliğimizi sakınır ya da saklarsak hayat da bizden kaçınıyor ve kaçıyor. 

Dalgınlık, alınganlık ya da başka bir sebeple unuttuğumuz benliğimizi çıplak gözle tanımak kolay değil. Benliğimizi tanımadan hayata dair saptamalar yapıyoruz ve yapacağız. Bir yandan hayat yaptığımız bu saptamaların çevresinde gelişirken bir yandan da benliğimizin gizli yerlerine yolculuklarımız olacak. 

Benliğimizi anlamak için okuduğumuz bir kitap bizi aşkla tanıştıracak. Bir başka kitapta hayata ait bir kokuyu ve o kokunun nasıl içimize sindiğini anlayacağız. Başka bir kitapta korkuları nasıl içselleştirdiğimizi öğrenirken kendimizle cebelleşeceğiz. 

Tiyatroya gittiğimizde kendimizi bir kahramanla özdeşleştirdiğimizde ya da bir cümle içimizi içimizden daha fazla bir yer haline getirdiğinde benliğimizi tanımanın heyecanını duyacağız. Bir an için saptamalar yapmayı bırakıp hayatla birlik halinde olduğumuzu duyacağız.

Hayata gözlerini açan bir bebek saflığında ve şaşkınlığında yağmurda dolaşacağız. Tam da o anda nesnelerin göründüklerinden farklı yerlerini görüp, anılarımızın bize yeni yeni duyurduğu sesleri anlamaya çalışacağız. Seslerin sözcüklere ve sözcüklerin cümlelere doğru gelişmesinde içimize düşecek ateş. İçimize düşecek yaşıyor olmanın o acılı,ağrılı tarafları. O ağrıyı, acıyı duymazsak belki hiç duyamayacağız anıların bize duyurmaya çalıştıklarını. 

Bir salıncağa oturup gökyüzüne bakmayalı, salıncakta sallanmayalı ve salıncakta bir çocuğu sallamayalı ne çok şey kaybettiğimizi ve kazandıklarımızın kazanç sayılmayacağını anlayacağız çok sevdiğimiz bir insan bu hayattan ayrıldığında. Hayata dair şimdi söylenebilecek cümleler var ama ne kadar içten olduğum konusunda tereddütlerim de var. 

Ne zaman ki fırından ekmek almaya giderken duyduğumuz  bir çocuğun ama anne diye başlayan o içten itirazı bizim için anlamlı hale gelecek işte o zaman itiraz etmenin başka başka yolları olduğunu kavrayacağız. İtiraz edebiliyor olmanın güzelliğini duyacağız  bazı şiirlerde , fotoğraflarda ve o güzelliğin  benliğimizi de güzelleştirebilmesini isteyeceğiz.

Sahte bir şekilde kabulleniyor olmanın aslında hayata ve benliğimize ihanet etmek olduğunu anladığımızda çok şey değişecek...

Hayata dair ve benliğimize dair içten olmak için her an bir başlangıç olabilir. İçten olmak için içten gelenler yeterli değildir. İçten olmak için içten gelenlerin çeşitli engellerle karşılaşsalar da kararlılıkla o engellerin üstesinden gelmeleri gerekir. Ama anne ile başlayan itirazların çoğalmasına izin veren her anne sahte kabullenişlerin insana ne çok şey kaybettirdiğini bilir. 

Hayata dair bir yargıda bulunmak kolaydır. Önemli olan ona dair içten bir cümle kurmaktır. 

Yasemin Şenyurt/ 2014 /Ankara 

10 Haziran 2014 Salı

EŞSİZ OLMAK



Gözlerinizi kapayın ve hiç kimse olun diyordu Osho. Hiç kimse olmak mı? Ben hiç tatmadım, koklamadım, duymadım ki diyorsanız hiç kimse olmadığınız için mi? Hiç kimse olmak; egomuzdan, garantilerimizden,bahanelerimizden arınmak anlamına da geliyordu. Hiç kimse olabilmek; zihni ortadan kaldırmayı gerektiriyordu. Çünkü Osho'ya göre zihin geçmiş ve gelecekle ilgilendiğinden hem de sadece geçmişle ve gelecekle ilgilendiğinden içinde bulunduğumuz anı ve mekanı bize unutturuyordu. Oysa gerçek sadece burada ve şimdi vardı. Burada ve şimdi gerçekle dans edebilirdik. Burada ve şimdi olabilirsek insanın en yüksek hedefi olan özgürlük gerçekleşebilirdi.

Gerekirse bir ağaca sarılın, fırtınada olmakta korkmayın, yıldızlara doyasıya bakın diyordu Osho. Korkularımız, sahip olma isteğimiz, kıskançlığımız, güzel ve çirkin anlayışımız, güce bayılmamız aslında bizim varoluşumuzu engelliyorlardı. Osho'yu okurken insan gerçekten de bir ağacı öptüğünü ve diğer insanların onu gördükçe kahkaha attığını gözünün önüne getirebiliyor. Halbuki kendimiz olmamız, varoluşumuz, dansımız için başkalarının yargılarını ve zihnimizi bir kenara koymayı başarmalıyız.

Korku bizi öyle çok zehirliyor ki...Eğer bize inanmazlarsa ya da bize gülerlerse ne olabilir ki? Kendimizi başkalarının değer yargılarına göre değerlendirip suçlu olduğumuzu düşünmemizi gerektirecek ne var? Bize sevgiyle dolu olduğumuz ve sevgiye layık ve eşsiz olduğumuz hiç söylenmemiş olsa bile Osho bunu söylüyor ve zaten eşsiz olduğumuz için daha eşsiz olmanın mümkün olmadığını da hatırlatıyor. Bir daire nasıl daha çok daire olamazsa biz de daha eşsiz olamayız. Eşsiz olduğumuzu hatırlayıp, anlayıp buna göre yaşamak zor olmasa gerek.

Yasemin Şenyurt

9 Haziran 2014 Pazartesi

İşte Deniz Kızı İşte Işık



Deniz Kızı bize ne anlatacak?




Deniz  kızı anlatsın
Önce soluklansın
Önce gözlerinin kamaşması geçsin
Önce dinlemeye istekli olalım

Deniz kızının anlatacakları çok
Deniz kokan saçlarını duyalım
Karada fazla yaşayamaz
Çabuk toplanalım

Deniz kızı bize mucizeleri anlatacakmış
Duymayan kalmasın
Deniz kızı bize aşkı anlatacakmış
Anlamayan kalmasın

Deniz kızını kim çağırmış
Biz aklı bir karış havadakiler
Biz aklı bir karış havadakiler

Ayakları yere basan
Aklı bir karış havada
Gönlü deniz kızında olan bizler
Mühim diye düşündük
Biz çağırdık onu

Birazdan size denizleri anlatacak

Birazdan

Gel




Yağmur öyle dinlendiriyordu ki

Gel de dinlenme

Zor iş şimdi kalbi dinlememek
Gel de dinleme

Aklım bir martıda
Bir deniz kızının hüznünde
Gel de karar ver

Kalbim denize düştü
Gel de yüzme

Maskemi bırakalı çok oldu
Gel de tanışalım

Gözlerimden yaş gelir oldu
Gel de ağlama

Gülünce sahte değilim
Çünkü kızgınlığım da gerçek oldu
Gel de gerçek olma

Binbir kokunun içinden geç de gel

Binbir renkle sohbet et de gel

Binbir sesi anla da gel

Gel derim ama içinden gelirse gel

yasemin şenyurt